Mimar Süreyya Aytaç’ın Keşfedilmemiş Dünyası
Ölümünden yıllar sonra gün yüzüne çıkan dia pozitifler…
Zonguldak Fotoğraf Grubu (ZFG) olarak 1990 yılında düzenlediğimiz Fotoğraf Günleri’nde, merhum Mimar Süreyya Aytaç’ın dia gösterisini sunmuştuk. O gösteri, şehrin unutulmaz etkinliklerinden biri olmuştu.
O dönemde abisi Yüksel Aytaç Zonguldak
Belediye Başkanıydı; ben de basın ve halkla ilişkiler bürosunda çalışıyordum.
Yüksel Bey, fotoğraf tutkumu bildiğinden bir gün kardeşinin çalışmalarından bahsetti. Merakım doruktaydı. Beni eşi Tülay Aytaç’la tanıştırdı ve kendi tasarladığı dubleks evlerine davet edildim.Heyecanlıydım; ölümünden yıllar sonra ilk kez fotoğraflarını görecektim.
Tülay Hanım beni üst kata, Süreyya Bey’in karanlık oda olarak kullandığı odaya çıkardı. Kapı açıldığında gözlerime inanamadım: Her şey bıraktığı gibi duruyordu. Duvarlarda asılı fotoğraflar, agrandizör, Asahi Pentax makineler, banyo kitleri, malzemeler…
Duygusal, dokunaklı bir atmosfer.Tülay Hanım masanın çekmecelerini açtı: Yüzlerce negatif, binlerce dia pozitif… Hepsi özenle düzenlenmiş, nizami istiflenmişti. Nereden başlayacağımı şaşırmıştım; adeta bir hazine sandığının içindeydim.
Aşağı indiğimizde kütüphanede yüzlerce kitap, pikap ve dev bir plak arşivi vardı. Oturup karar verdik: Negatiflere dalarsak işin içinden çıkamazdık. Diapozitifler daha erişilebilirdi. Onlardan bir seçki yapıp sunum hazırlamaya karar verdim.
Dialar özenle kutulanmış, üzerlerinde çekildiği yer ve tarihler yazılıydı. Üç-dört kez evlerine giderek binlerce dia arasından eleye eleye 100 tanesini temalara göre sıraladım.
Gösteri hazırdı.Müzik için Tülay Hanım bir kaset uzattı: “Bu, Süreyya’nın en sevdiği albümdü.” O müzikle yapmaya karar verdik.
Etkinlik için nikah salonunu kullanıyorduk. Gösteri günü salon tıklım tıklımdı. Tülay Hanım ve Yüksel Bey duygusal bir konuşma yaptı. Kızı Olgu da oradaydı; babasının fotoğraflarını ilk kez görecekti.Kısa bir sunumdan sonra ışıklar kapandı. Yaklaşık 15 dakika boyunca salonda çıt çıkmadı. Fotoğraflar ilk kez gün yüzüne çıkıyordu.
Gösteri bittiğinde alkış tufanı koptu. Ağlayanlar oldu, gözyaşları sel gibi aktı.Siyah-beyaz negatifler mi? Onlar hâlâ keşfedilmeyi bekliyor.
Süreyya Aytaç Kimdi?
1942’de Rize’de doğdu. İlkokula Rize'de başladı Zonguldak ta Namık Kemal okulunda bitirdi. 1953’te ailesiyle Zonguldak’a yerleşti. Mehmet Çelikel Lisesi’nde okurken AFC bursuyla Amerika’ya gitti; orada fotoğrafçılık dersleri aldı.
1966’da ODTÜ Mimarlık’tan mezun oldu, asistanlık yaptı. Fullbright bursuyla yüksek lisansını tamamladı.
Ereğli Kömürleri’nde çalıştı, ağabeyi Yüksel Aytaç’la serbest mimarlığa geçti. Mimarlar Odası Zonguldak Temsilciliği yaptı, Şehir Plancısı Engin Erkin’le metropoliten imar planına katkı sağladı.
1968’de Tülay Bilgiç’le evlendi; Olgu adında, bugün yurtdışında mimar olan bir kızı oldu.
1977’de Hayat Mecmuası portre yarışmasında üçüncülük ödülü aldı.
Zonguldak, Türkiye’nin en az güneş gören şehirlerinden biridir. Yılın büyük kısmı sis, bulut ve yağmur altındadır. Süreyya Aytaç işte bu şehre “güneş mimarı” oldu. Onun bütün konut projelerinin ortak imzası şudur:
Güneş ışığı sabah girer, akşam çıkar.
Bir evde otururken günün her saati farklı bir pencereden ışık alırsınız. Bu tesadüf değil, milimetrik hesapların sonucudur. Yamaç kotlarını, cephe yönlerini, saçak uzunluklarını, pencere yüksekliklerini öyle bir planlamıştır ki, Karadeniz’in kısa süreli güneşini bile son damlasına kadar içeri taşır.
Zonguldak'ta Bir İlk: Dubleks Devrimi
1970’ler Zonguldak’ı… Apartmanlar yeni yeni yükseliyor, herkes dört duvar arasında aynı tip dairelere sıkışmış. Rutubetle güneş görmeyen sırtını istinat duvarlarına,toprağa kayalıklara dayamış rutubetli evler .
Süreyya Aytaç işte tam bu yıllarda, şehirde ilk defa dubleks konut projesini çizdi ve hayata geçirdi. Dubleks Evler Sitesi Yayla Mahallesi 32 Daire 5 Blok 1970-1975)
O zamana kadar “ev” denince akla gelen tek şey apartman dairesiyken, Süreyya Bey bir anda Zonguldak’a “Dupleks evde oturma” hayalini getirdi.
Bu proje o kadar yenilikçiydi ki, insanlar önce “Bu evlerde kim oturacak?” diye şaşırdı, sonra kura ile ev sahibi oldular. Bugün hâlâ o sitede oturanlar “Süreyya Bey’in dubleksinde büyüdüm” diye anlatır.
Işığın İzini Süren Projeler
Dubleks Evler Sitesi
Dupleks Evler Yapı Kooperatifi EKİ de Etüd de çalışan teknik elemanların SSK dan aldıkları kredilerle yapılan konutlardı. Yapılar bitince üyeler kura ile konut sahibi oldular.
Doğu-batı ekseninde yerleştirilmiş, sabah mutfağa, akşam salona güneş vuracak şekilde tasarlanmış. Çift cepheli pencereler, yüksek tavanlar, geniş saçaklar… Kışın bile evin içi aydınlık.
Teknikerler Yapı Kooperatifi Bahçelievler mahallesinde
Ön cephe denize bakıyor. Yamaçtan en fazla güneş alacak açıyla konumlandırılmış. Giriş katları bile gün ışığı alıyor.
1980-82’de tamamlanan son büyük projesi. Deniz manzaralı teraslar ve devasa pencereler… Gün batımı evin içinden izlenir.
“Işık Mimarisi” Dediğimiz Şey
Süreyya Aytaç için pencere sadece bir delik değildi; bir yaşam aracıydı.
Karadeniz’in gri günlerinde bile evin içinde “güneşin hareketini hissettiriyordu.
Bu yüzden onun yaptığı evlere giren insanlar “Burası başka aydınlık” derdi. O aydınlık betonla, taşla, ahşapla değil, hesapla, sevgiyle ve ışıkla yaratılmıştı.
Hâlâ Yaşayan Miras
Evet, adı bir sokakta yaşıyor olabilir.
Ama asıl gerçek şu: Onun çizdiği pencerelerden hala güneş giriyor evlere. Ve girmeye de devam edecek.
Onun çizdiği evlerde hâlâ çocuklar sabah güneşinde uyanıyor.
Onun penceresinden bakan yaşlılar akşam kızıllığını izliyor.
Onun tasarladığı camide hâlâ öğle namazında güneş mihraba vuruyor.
Onun yaptığı iş hanında hâlâ esnaf gün ışığında ekmek kazanıyor
Süreyya Aytaç 1982’de aramızdan ayrıldı ama
Zonguldak’a bıraktığı şey karanlık bir şehirde güneşin izini süren bir mimarlık mirası oldu.
O karanlık odada saklı negatifler bir gün ortaya çıktığında, o dia’ların içinde de aynı şey olacak:
Bir karede bile olsa, mutlaka bir yerden sızan bir ışık göreceksiniz.Çünkü o, karanlığa inat ışığı yakalayan adamdı.
Aralık 2025, İzmir










Hiç yorum yok:
Yorum Gönder